MÜRŞİDİNE TÂBî OLMAYAN
KİŞİ TEVHİDİN DIŞINDADIR.
Öyleyse 14 asırda neler değişmiş, 14 asırdadeğişen şey insanların Sırat-ı Müstakiym’in üzerinde olmasınıengelleyen bir bilgi eksikliğidir. 14 asırda mürşide ulaşmanınfarziyeti unutulmuş. Eğer insanlar mürşidlerine ulaşmazlarsa neolurlar, dalalette olurlar. Dalalettelerse kurtuluşları da söz konusudeğildir. İşte 10 âyet-i kerime mürşidine ulaşamayan bir kişinindalalette olduğunu söylüyor.
Sırat-ı Müstakiym’in dışında kalan bütüninsanlar dalalettedir. Ama 14 asır sonra Sırat-ı Müstakiym İslâmın 5tane şartını yerine getiren herkesin üzerinde bulunduğu zannedilen birhayali mefhum olmuş çıkmıştır. "Sen Sırat-ı Müstakiym üzerinde misin?"diye birisine sorduğumuz zaman eğer bize derse ki "Tabii ki Sırat-ıMüstakiym üzerindeyim. Çünkü ben İslâm’ın 5 tane şartını yerinegetiriyorum". İşte bu sahih değildir. Sadece İslamın 5 tane şartınıyerine getiren insan, hiçbir zaman mürşidine tâbî olmamışsa, ruhuvücudundan ayrılmamış ve Sırat-ı Müstakiym’e ulaşmamıştır. ÖyleyseSırat-ı Müstakiym’e ulaşmamışsa, ne yazık ki bu kişi tevhid akidesiüzere değildir.
Allah'ın hakikatlerini bize hiçbir şekilde itiraz edilemeyecek olan bir tek kaynak sağlayabilir o da Kuran-ı Kerim’dir.
Kur'an-ı Kerimde tevhidin nasıl sağlandığınadikkatle bakın. Allahû Teala açık açık "Sırat-ı Müstakiym’e tâbî olundiyor, sakın Sırat-ı Müstakiym’den başka bir yola tâbî olmayın ki,Sırat-ı Müstakiym’in dışındaki bütün yollar sizi Allah'ın yolundansaptırır." Yani o tek yol üzerinde olamazsınız, öyleyse mümin deolamazsınız.
İRŞAD FARZ MIDIR?
Allahû Teala'nın işareti açık ve kesindir. Birinsanın ruhu ancak mürşidine ulaştıktan sonra Sırat-ı Müstakiym’e vasılolduğuna göre mutlaka mürşide ulaşmak keyfiyeti asıldır. İrşad AllahûTealâ tarafından farz kılınmıştır. Bakara suresi 186. âyet-i kerime:
"Uciybü daveteddai iza deani felyesteciybu li veyü'minu bi leallehüm yerşüdün."
Beni davet ettikleri zaman davetedenin (çağıranın) davetine icabet ederim ama onlar da benim davetimeicabet etsinler, mümin olsunlar ve böylece irşada ulaşsınlar.
Mümin suresinin 11. âyet-i kerimesinde mürşidinönünde yapılan bir tövbenin insanları Allahû Teala'nın yoluna yaniSırat-ı Müstakiym’e ulaştıracağı ifade edilmiş. Furkan suresi 70.âyet-i kerimesinde böyle bir tövbenin kişiyi mümin kılacağı ifadebuyurulmuş. Aynı zamanda da nefs tezkiyesine başlatacağı ifadebuyurulmuş. Aynı zamanda da hem Mümin-11’de hem de Furkan-70’de okişilerin günahlarının sevaba çevrildiği ifade buyurulmuş. Öyleyse kimmürşidin önünde tövbe ederse o kişi Allah'ın Sırat-ı Müstakiym’ine tâbîolur.
Bu tövbenin sonundaki tabiiyettir ki günahlarınsevaba çevrilmesine sebebiyet veriyor. İşte Furkan 70’de de 71’de deaynı şey anlatılıyor ki mürşidin önünde yapılan bir tövbenin sonundakişinin ruhu vücudundan ayrılır Allah'a doğru yola çıkar ve Allah onukabul eder. Allah'ın zatına ulaşır. Öyleyse insanların ruhlarınınSırat-ı Müstakiym üzerinde bulunmaları o kişilerin tevhid akidesiüzerine bir davranış biçimi içinde olduklarını gösterir. Tevhid Sırat-ıMüstakiym’in üzerinde bulunma akidesidir Ve herkes Sırat-ı Müstakiym’inüzerinde olmak mecburiyetindedir. Bu ise görüyorsunuz ki mutlaka birtövbenin yapılmasına, mürşide tâbî olunmasına ve bunun arkasındandaruhun vücutdan ayrılarak Sırat-ı Müstakiym’e ulaşmasına bağımlıdır.
MÜRŞİD FARZ MIDIR?
Gördük ki irşad farz kılınmış, mürşide ulaşmakta farz kılınmış mı? Cin-14’de Allahû Teala şöyle söylüyor:
"İnsanların içindekalpleri kasiyet bağlamış olanlar da var, Allah'a teslim olanlarda var.Kim Allah'a teslim olmayı dilerse mürşidini arar."
Bu bir davettir. Ama daha kesinleştirmiş Allahû Teala Maide 35 de:
"Vebtegu ileyhil vesilete." buyuruyor.
"O'na (Allah'a sizi kim ulaştıracaksa Allah'a) ulaşmaya vesileyi (kim vesile olacaksa onu Allah'dan) isteyiniz" buyuruyor.
İbtiga ediniz, taleb ediniz, isteyiniz buyuruyorAllahû Teala Öyleyse bu bir emirdir. Hepimiz bizi kim Allah'aulaştırmaya vesile olacaksa işte onu mutlaka Allahû Tealadan istemekmecburiyetindeyiz. Kimdir bu insanlar?
Bu insanlar Allah'a davet edenlerdir. Buinsanların 19 tane özelliği vardır. Ve başka insanlardan mutlak olarakfarklılığı vardır. İşte bu 19 özelliği olan insan mürşiddir ki AllahûTeala onu katında bir eğitime tâbî tutmuştur. Mürşidi başka dinöğreticilerinden farklı kılan vasıflar aşağıda gösterilmiştir. Buinsanlar salâh makamının sahipleridir. Allahû Tealâ’nın (davetiyle)tövbe-i nasuhuna sahip olmuşlardır. Bu insanlar Allahû Teala'nın özelolarak yetiştirdikleri, başka insanların hidayetine vesile olanlardır.İşte bunları Allahû Tealâ’dan istemek mecburiyetindeyiz.
Gerçekten bunlar başka insanların hidayetlerinevesile olanlar mı? Evet, hidayete bunlar sebebiyet veriyor. RuhunAllah'a ulaşması bildiğiniz gibi hidayet. Allahû Teala Rahman suresinin33. âyet-i kerimesinde şöyle söylüyor
Ey insan ve cin topluluğu içinizdenhanginiz şu göklerin çapını aşabilir (de Allah'a ulaşabilir) hiçbirinizyapamazsınız, ancak bir sultanla.
Öyleyse bir insanın, göklerin çapını aşmak diyebuyurulan Sırat-ı Müstakiym’i aşması ve Allah'a ulaşması ancak,Allah'ın o kişi için tayin ettiği bir sultana, o sultan kimse ona,ulaşması ile mümkündür. Aksi takdirde o kişi hidayete eremez. İşteSecde suresi 24. âyet-i kerime:
"Ve cealna minhüm eimmeten yehdune biemrina."
Biz (insanlardan) onlardan imamlar kıldık, (mürşidler kıldık). Emrimizle (insanları) hidayete erdirsinler diye.
Yani insanların ruhlarını Allah'a ulaştırsınlardiye. Öyleyse görüyoruz ki mürşidler hidayete vesile olanlardır. RuhunAllah'a ulaşması hidayet olduğuna göre, hidayete vesile olanlardır.
Ve Allahû Tealâ Maide suresinin 35. âyet-ikerimesinde hidayete vesile olanları Allah'dan istememizi emrediyor. Buistemenin de hacet namazı kılarak tahakkuk ettiğini görüyoruz.
MÜRŞİDİNE ULAŞMAYAN
DALÂLETTEDİR
Kişinin mürşidini istemesi, mürşidine ulaşmasıasıldır. Ulaşmazsa ne olur? Kişi dalalette kalır. İşte 10 âyet-ikerimede Allahû Teala bu büyük hakikati anlatıyor bizlere:
1-"Fein lem yesteciybû leke fa'lemennemâ yettebi'ûne ehvâehüm, ve men edallü mimmenittebe'a hevâhübigayri hüden minallah, innallahe lâ yehdiylkavmezzâlimiyn." Kasas-50 Habibim,eğer senin davetine riayet etmezlerse, bil ki onlar heva ve heveslerinetâbî olmuşlardır. Kim Allah'ın davetçisine tâbî olmayıp da, kendihevasına tâbî olursa ondan daha çok dalâlette olan kim vardır?
2-"Men yehdillâhü fehüvelmühted..." Casiye-23 Allah kimi Kendi Zatına ulaştırırsa, o kişi Hidayete erer.
"Ve men yudlil felen tecide lehü veliyyen mürşidâ."
Kim de dalâlette kalırsa, dalâlette ise o kişi için bir velî Mürşid bulunmaz.
3-"Kaâlehbitâ minhâ cemiy'an ba'dukümliba'dın adüvv, feimmâ ye'tiyenneküm minniy hüden femenittebe'a hüdâyefelâ yadıllu ve lâ yeşkaâ" Taha-123
Hadi hepiniz ordan aşağı inin!Birbirinize düşman olarak. Yaşadığınız devirde size bizden Hidayetçigeldiği zaman; kim Hidayetçimize tâbî olursa, onlar dalâlettekalmazlar, (hidayete ererler) ve şaki de olmazlar.
4-"Efere'eyte menittehaze ilâhe hühevâhü ve edallehullahü alâ ilmin ve hateme alâ sem'ıhi ve kalbihi vece'ale alâ basarihi gışaveh, femen yehdiyhi min ba'dillâh, efelâtezekkerûn." Casiye-23
Habibim, o (nefslerini kendilerine),hevalarını kendilerine ilâh edinenleri, (nefslerine, hevalarına tâbîolanları) görmüyor musun? Allah onları bir ilim üzere dalâlettebırakmıştır ve kalplerini ve kalplerindeki semi (işitme) hassasınımühürlemiş ve basarı (kalpteki görme hassası)nın üzerine gışaveh adlıbir perde kılmıştır (çekmiştir). Onları Allah'tan sonra kim hidayeteerdirir? Tezekkür etmezler mi?
5-"Hüvelleziy be'ase fiyl'ümmiyyiyneresûlen minhüm yetlû aleyhim âyâtihi ve yüzekkiyhim ve yü'allimühümülkitâbe velhikmete ve in kânû min kablü lefiy dalâlin mübiyn." Cuma-2
O dur ki (Allah'tır ki) ümmileriniçinde onlardan resûller ba's eder, (hayatta getirin). (Ait olduklarıkavmin içindeki) insanlara, (onların lisanıyla), Allah'ın âyetleriniokusunlar diye, onların (nefslerini) tezkiye etsinler diye, onlarakitap öğretsinler diye, onlara hikmet öğretsinler diye. Bu mürşidlere,bu resûllere tâbî olmadan evvel onlar apaçık bir dalâlet içindeydiler.
6-"Lekad mennallahü alelmü'miniyne izbe'ase fiyhim resûlen min enfüsihim yetlû aleyhim âyâtihi veyüzekkiyhim ve yü'allimühümülkitâbe velhikmeh, ve in kânû min kablülefiy dalâlin mübiyn." Al-i İmran-164
And olsun ki mü'minler üzerine birnimet olmak üzere kendi zamanlarında kendi içlerinde bir Resul bâ'sederiz, onların aralarında onlara Allah'ın âyetlerini tilavet eder,onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (omürşide tâbî olmadan evvel) onlar açık bir dalâlet içinde idiler...
7-"Ve men lâ yücib dâ'ıyallahi feleysebimu'cizin fiyl'ardı ve leyse lehü min dûnihi evliyâ', ülâike fiydalâlin mübiyn" Ahkâf-32
O Allah'ın davetçilerine, Allah'adavet edenlere tâbî olmayanlara (sesleniyorum diyor Allahû Tealâ.)Onlar, Allah'ı yeryüzünde aciz bırakacaklarını mı zannediyorlar? Oysaki, onların da Allah'tan başka dostları yoktur. Onlar, (Allah'ındavetçisine tâbî olmadıkları için) apaçık bir dalâlet içindedirler.
8-"Ve lekad be'asnâ fiy külli ümmetinresûlen eni'büdullahe vectenibûttâguût, feminhüm men hedallahü veminhüm men hakkat aleyhiddalâleh..." Nahl-36
Biz bütün ümmetler içinde resûllerba's ederiz. Bu resûller (o kavimlerde yaşayan insanları) şeytana kulolmaktan kurtarıp, Allah'a kul ederler. Onların bir kısmı hidayeteerdiler. (O resûllere tâbî oldukları için) bir kısmının da üzerinedalâlet hak oldu. (O resûllere, mürşidlere tâbî olmadıkları için).
9- "....Zâlike hüdallahi yehdiy bihi men yeşâ..." Zümer-23
İşte bu Allah'ın hidayetidir ki, Allah bununla dilediklerini hidayete erdirir.
"...Ve men yudlilillâhü femâ lehü min hâd."
Kimi de dalâlette bırakırsa o kişi için bir Hidayetçi yoktur.
10-"Men yudlilillâhü felâ hâdiye leh, ve yezerühüm fiy tuğyânihim ya'mehûn."
Araf-186 Allah kimi dalâlette bırakırsa o kişi için bir hidayetçi yoktur. O kişiyi Allah, isyanı içinde şaşkın bir halde bırakır.
Görülüyorki mürşidine ulaşamayan herkesdalalettedir. Neden dalalettedir? Çünkü ruhu vücudundan ayrılmamıştır,Sırat-ı Müstakiym’e ulaşmamıştır. Ve ulaşmamışsa Allah'a vasıl olmaküzere bu kişinin ruhu yola çıkmamıştır. Yani bu kişi hidayete adımatmamıştır. Bir kişinin hidayete adım atması demek, hidayet Allah'aulaşmak, ruhun Allah'a ulaşması olduğuna göre o kişinin Allah'a doğruyola çıkması anlamına geliyor. Eğer insanoğlu Allah'a doğru yolaçıkmamışsa ruhunu Sırat-ı Müstakiym’e ulaştırmamışsa o zaman bu kişiiçin hidayette olmak söz konusu değildir. Sırat-ı Müstakiym’in üzerindede olmak söz konusu değildir. Öyleyse bu kişi tevhid akidesiningerektirdiği tevhidin muhtevası içinde değildir. Fırkalardan birinetâbîdir. Ama Sırat-ı Müstakiym üzerinde değildir. Öyleyse tevhidakidesinin sınırlarının dışında kalmış ve fırkalara tâbî olmuştur. Bukişi için kurtuluş ümidi de normal şartlarda yoktur. Meğer ki AllahûTeâla onu af etmiş ola. Biz bütün insanları Allahû Teâla'nınaffetmesini ve bütün insanları cennetine almasını Allahû Teâla'dandileriz ve tevhidin bütün insanlar için tahakkuk etmesini AllahûTeâla'dan dileriz. Öyleyse hepimiz mutlaka, ama mutlaka Sırat-ıMüstakiym’e ulaşmak mecburiyetinde olanlarız. Sırat-ı Müstakiym’eulaşmaksa gördünüz ki mürşide ulaşmadan gerçekleşemiyor.